Kategori arşivi: Köşe Yazıları

Galatasaray – Beşiktaş Derbi Sonucu Ne olur ?

Bugün Galatasaray için de Beşiktaş için de çok önemli bir maç olacak, Kaybeden taraf büyük olasılıkla Şampiyonluk yolunda ki iddiasını yitirecek gibi görünüyor.

Önce Beşiktaş Tarafından Bakalım İsterseniz.

Beşiktaşlıların bu hayati derbide en çok güvendiği isim Teknik Direktörü Sergen Yalçın gibi görünüyor. Sergen Yalçın hafta boyunca takımını stresten uzak tutup maçı kazanabilmesi için elinden gelen motivasyonu sağladı. Oyuncular ise bu maça kazanabilmek için ellerinden geleni yapacaklarını ve bu maçı kazanacaklarını dile getirdiler.

Beşiktaş’ın bu maç için en kritik olan bölgesi defansı ve performansı çok kötü olan kalecisi Karius olduğu net bir şekilde görünüyor. Buna rağmen orta sahada Atiba ve Elneny performasına göre maçın gidişatı netleşecek ve Beşiktaş kazanabilirse şampiyonlukta ki ümidini devam ettirecek. Beşiktaş açısından bir nebze avantaj olan birşey varsa oda maçın seyircisiz oynanacağıdır. Galatasaray’ın seyircisi önünde ne kadar iyi futbol oynayıp rakiplerini yendiği büyük bir gerçektir. Her ne kadar taraftarların yaşamları için olası bir hastalık önlemi olarak görünse de Galatasaray açısından bir dezavantaj gibi görünüyor.

Galatasaray Cephesinde durumlar nasıl? 

Öte yandan Galatasaray bu maç için galibiyete daha yakın gibi görünüyor. Çünkü Galatasaray 8 maç  üst üste kazanmış ve güzel bir galibiyet serisi yakalamış olsa da geçen hafta Sivas’ta berabere kalmış olmasına rağmen oynadığı futbol ve mağlup duruma düştükten sonra oyunu bırakmayıp kendi oyununa devam etmesi Galatasaray’ın kazanmaya yakın olan tarafları gibi görünüyor. Ancak şu bir gerçek ki Galatasaray Beşiktaş karşısında galibiyet elde ederse muhtemelen sezon sonunda Şampiyonluğa uzanan taraf olabilecektir.

Öte yandan günün diğer önemli maçı Trabzonspor-Başakşehir maçına değinelim. Galatasaray-Beşiktaş maçının gölgesinde kalmış olsa da aslında Süper ligin 1. ve 2. ‘nin maçı kazanan taraf büyük şampiyonluk yolunda büyük bir kazanç sağlayacağı kesin. Özellikle Trabzonspor kendi evinde çok iyi oynadığı ve Başakşehir’in de hafta içi Uefa Kupası maçı oynadığı düşünülürse muhtemel galibiyet Trabzonspor tarafında olacaktır.

Emre Dokuyucu

Bu Kadroyla Anca Bu Kadar!

Başakşehir-Beşiktaş Maçı Beşiktaş için sanki bir sezonun özeti gibiydi. Sergen Yalçın’ın takımın başına gelmesinden sonra takım olarak ivme kazanmış olsa da Beşiktaş ilk ciddi rakibi ile oynadığı maçta baskılı oynasa da golü bulamayarak 1-0 mağlup oldu.

Beşiktaş kötü oynamadı gol aradı durdu Sergen Yalçın belli ki kazanmak için gelmişti ancak o kadar kötü ileri uç oyuncuları var ki ne Burak Yılmaz ne de diğerleri beklenen performanslarından uzak olunca  gol bulmakta ve oyunu almakta çok zorlandılar bu yüzden de kaybettiler. Maç boyunca sağ kanatta Diaby  sol kanatta  N’kodou hiç bir varlık gösteremeyince tüm atakları eridi gitti.

Beşiktaş’ın yaratıcı ve oyunu değiştirebilecek oyuncusu yok!! Bu da ileri de kilit paslar atarak oyunun gidişatını değiştirmesine engel oluyor Beşiktaş’ın o yüzden kapanan takımlara karşı bu sezon hiç bir varlık gösteremedi bu yüzden Bu Kadroyla Anca Bu Kadar olur.

Başakşehir çok mu iyi oynadı HAYIR!! Tutuk ve durgun oynayan Başakşehir Dem Ba Ba’nın attığı golle Beşiktaş’ı yenmeyi başardı ama Beşiktaş’tan çok üstün oynamadı buda ortada bir maç olduğunun kanıtıydı.

Şimdi Beşiktaş camiasına düşen görev Sergen Yalçın hocaya sonuna kadar destek olup Gelecek sezonun planlamasını yapmaktır.

Beşiktaş’ın bu saatten sonra yapabilecek en iyi şey bu olacaktır. Abdullah Avcı’ya yapılan Sergen Yalçın’a yapılmamalı ve sonununa kadar destek olunmalıdır.

Liverpool örneğinde olduğu gibi Başarı bir anda gelecek bir şey değildir. Zamanla ve oynaya oynaya mücadele ede ede başarı gelecektir. Yeter ki Beşiktaş Sabırlı olsun.

 

Emre Dokuyucu / 5Haber.com

 

Yolcu Uçaklarına Güvenlik Kamerası Takılamaz mı?

Yaşamın her alanında artık güvenlik kameraları var!

Peki hayatın her alanında güvenlik kameraları varken, son dönemlerde artan uçak kazalarının nedenlerinin tespiti için uçaklarda güvenlik kamerası neden yok veya takılsa daha iyi olmaz mı?

Evde, işyerinde, sokakta, caddede, trafikte, tüm ulaşım araçlarında, çarşıda, pazarda, markette, mağazada, karakolda, emniyette, havaalanlarında kısacası özel ve genel hayatın her safhasında güvenlik kameraları var.

Uçaklarda ise sadece  herhangi bir kaza esnasında uçakla ilgili verileri kaydeden sadece karakutu var. Karakutu ise kısmi bilgi kaydettiği için çoğu zaman uçağın neden kaza yaptığına dair, yeterli ve sağlıklı bilgi alınamıyor.

Peki nedir bu karakutu ve yeterli mi?

Uçaklarda uçuşa dair ayrıntılı bilgiler içeren karakutular çok eski teknolojiye dayansa da hala önemini koruyor.

Uçuşa dair her tür veriyi kaydeden karakutular ayakkabı kutusu büyüklüğünde ve yaklaşık 5 kg kadardır. Çarpma etkisini asgariye indirmek için uçağın kuyruk kısmında yer alır. Kutudaki sinyal sistemi suyla temas halinde devreye girer ve kutunun bulunması için 90 gün boyunca ve 6000 metre derinliğe kadar sinyal verir.

ABD Federal Havacılık Dairesi FAA, uçakların düşmesi halinde araştırmacıların işini kolaylaştırmak için uçaklara iki karakutu taşıma zorunluluğu getirmiştir. Bunlardan biri, uçağın son 25 saatindeki konum, yükseklik hız gibi 88 farklı alanda uçuş bilgilerini içerir. İkinci kutu ise kokpitteki son iki saatlik ses kaydını. Veri kaydına ait kutudan kazanın nasıl olduğu, kokpitteki ses kaydından ise nasıl olduğuna dair bilgi edinilir.

Adı karakutu olsa da kutular aslında siyah değil parlak turuncu renktedir. Bütün bilgiler hafıza çiplerine kaydedilir. Bunları dış etkilerden korumak için kutular iyi yalıtılmıştır. Dışı titanyum ya da çelik kaplı kutunun içinde yüksek ısıya karşı dayanıklı 2-3 cm kalınlığında bir yalıtım sistemi, onun da altında alüminyum kaplama vardır.

Isıya ve suya dayanıklı

Çarpma etkisine karşı özel koruma testlerinden geçen kutu 1100 derece ısıda bir saat, tuzlu suda 30 gün dayanacak şekilde yapılmıştır. Karakutunun içerdiği bilgi çarpma sonrasında da kullanılabilir ve işe yarar olduğu içindir ki bu teknoloji bugün bile geçerliliğini koruyor.

Bu bilgi sayesinde düşme nedeni tespit edilip yeni önlemler ve düzenlemeler için gerekli adımlar atılabiliyor.

Son on yılda meydana gelen uçak kazaları istatistikleri

Küreselleşen dünyada, ulaşım olmazsa olmazımızdır, uzun mesafeler denince akla ilk uçaklar gelir, hem konforlu olması hem de uzun mesafelerin daha kısa sürede aşılması, uçakları  vazgeçilmez bir seçenek haline getirmiştir. Peki uçaklar ne kadar güvenli ve diğer ulaşım seçenekleriyle kıyaslandığında daha mı güvenli?

Evet uçaklar, diğer ulaşım seçeneklerine göre istatistiksel olarak  daha güvenli ama bir kaza meydana geldiğinde sağ kurtulma şansı maalesef daha az, ve çoğu zaman çok kötü bir facia ile karşı karşıya gelebiliyoruz.

İşte bazı uçak kazası istatistikleri:

YIL KAZA SAYISI ÖLEN SAYISI
2010 32 943
2011 36 525
2012 24 477
2013 28 232
2014 20 692
2015 14 186
2016 17 258
2017 14 59
2018 16 555
2019 86 257

Uçak kazası sebepleri nelerdir?

Kayıtlara göre uçak kazalarının % 90’ı iniş-kalkış esnasında, % 10’u ise uçuş esnasında meydana gelmiştir.  Kazaların sebepleri ise 3 ana başlıkta ele alınabilir.

1- Pilot ve Ekibi

Uçak kazalarının yarısı pilot ve ekibi nedeni ile yaşanmıştır. İniş sırasında yaşanan kazaların sebebi olarak pilotlar gösterilir. Kalkış öncesi kontrollerin ihmali, teknik aksaklıkların önceden fark edilememesi bunlardan bazılarıdır.

2- Teknik Nedenler

Uçak ana parçaları motor, kanat, yakıt deposu, gövde, iniş-kalkış sistemidir. Uçak kazalarının %35’i kalkış sırasında yaşanan motor arızaları sebebi ile gerçekleşir. “Uçak kalktıktan 10 dakika sonra yere düştü”  haberlerinin sebebi işte budur.

3- Dış etkenler

Uçak kazasına sebebiyet veren, pilotlar ve uçak kaynaklı teknik sebepler dışında, birkaç neden daha vardır. Bunlardan biri kontrol kulesidir. Kontrol kulesi, uçak bakım ya da teknik ekip kadar önemlidir. Meteorolojik nedenler yüzünden kazalar da meydana gelmiştir. Tabi bu kaza sebepleri artırılabilir.

Peki çözüm ne?

Karakutu, kaza istatistik ve sebeplerine kısaca değindikten sonra burada değineceğimiz asıl nokta uçak kazası sonrasıdır. Uçak kazası gerçekleştikten sonra, kaza sebeplerini araştırdığımızda çoğu zaman uçak niye kaza yaptı maalesef cevabını bulamıyoruz ve araştırmalar bazen haftalarca sürüyor, çoğu zaman da kaza sebebi anlaşılmıyor. Özellikle uçak havada infilak ettiğinde ve kurtulan olmadığı zaman işler biraz daha zorlaşıyor.

Uçak kazası hiç kimsenin istemeyeceği bir şey ama maalesef kaza kaçınılmaz olabiliyor. Çözüm olarak düşüncemiz, yolcu uçaklarına güvenlik kameralarının takılmasıdır. Güvenlik kamerası kazayı önlemez ama kaza sonrası olayın nasıl gerçekleştiğine dair bir fikir verir.

Güvenlik kameralarını nereye takalım?  

Başta kokpitin içine olmak üzere ’karakutu zaten pilotların ses kaydını alıyor’ yolcuların olduğu kısımlara ve uçağın giriş-çıkış kısmına ve uçağın bagaj kısmına takılmalıdır. En önemlisi de güvenlik kameraları dışarıya takılmalıdır ki dışarıdan yapılan herhangi bir savaş uçağı veya füze saldırısı ya da motor ve kanatta bir arıza oluştuğunda tespit edilebilsin. Uçağın motorlarını ,uçağın kanatlarını  ve uçağın alt ve üst kısımlarını görecek kadar kamera takılmalıdır. Tabi ki kameralar, dış ortam şartlarına dayanıklı olarak dizayn edilmelidir.

Kameralar saatlerce görüntüyü kaydetmeyecekler, sadece gerektiği kadarını ve eski kayıt otomatik olarak silinecek şekilde, yazılımı programlanacaktır. Kamera görüntüleri karakutunun hafızasına kayıt edilecektir. Böylece bir kaza sonrası kayıtlar muhafaza edilmiş olur. Bazı uçakların milyonlarca dolar olduğu düşünülürse, kamera masrafı çok da önemsiz kalır diye düşünüyorum.

Uçağın içindeki güvenlik kameraları, mahremi zedeler diye düşünen olabilir; güvenlik kameraları, evimize hatta odalarımıza kadar ve hayatımızın her noktasına girdiklerini göz önünde bulundurursak çok da yanlış bir karar olmaz!

Sıradan birinin hiç de ilginç olmayan maceraları – 1

Bundan bilmem kaç sene bilmem kaç bahar önce
Hiç bir zaman tarihin tozlu sayfalarına yazılmayacak bir son bahar sabahı.
Son baharın sonu kış ufukta belirmiş
Göklerdeki bulutlar yeryüzüne bakıp bembeyaz bir dünya hayal ediyor, göçmen kuşlar çoktan yolu yarılamış yer kürenin buralara nispeten daha sıcak bölgelerine uçuyorlar.

Pek de büyük olmayan bir şehrin, iş çıkışında bile trafik olmayan bir semtinde, mahallenin muhtarının bile ismini bilmediği bir sokakta, ölümünden sonra yalnızca tanıdıklarının sadece dost meclislerinde hatırlayacakları bir çift göz yeni uyandığı yatağından tavanı seyrediyor.

“Bugün günlerden ne?” Sorusu çok farklı anlamlar içerir soran kişiye, sorulan zamana ve duruma göre.

“Abim askerden bugün mü gelecekti?”

“Bugün iş var mıydı?”

” Sevdiğim dizi bugün mü oynuyordu?”

” Daha kaç dakika uyuyabilirim?”

Kalktı yatağından

veresiye satan, peşin satan tablosundaki veresiye satan gibi oturuyordu yatağının kenarında.

-Dünyadaki bütün mutsuzlar aynı anda uyansa ve negatif enerjilerini birleştirse; dünyayı bir anda yok edebilecek bir kara delik gibi dünya üzerinden güzel olan her şeyi bir kaç milisaniyede yok edebilecek güce sahiptirler. Bunu biliyor muydunuz?

Nereden bileceksiniz?-

Yavaşça doğruldu, ufak adımlarla gitti elini yüzünü yıkamaya. banyoda ona iğrenmiş gözlerle bakan biri vardı. Karşısındakinin ayna olduğunu fark edebilecek kadar uyanması yüzüne bir kaç sefer su vurmasını gerektirdi.

Durdu.

Hayat durdu sanki. Yanında yamacında ruh sahibi hiçbir varlık yoktu. İletişim kurabileceği en yakın cisimle arasında bir kaç kat duvar vardı.

– zihnindeki duvarlar hariç tabi-

Yedi, giyindi, çıktı.

Dünün aynısı bir gün geçirdi iş yerinde. Dünün aynısı servisinde dünün aynısı insanlarla dünün aynısı evine geldi.

Dünden kalanları yedi, dünde kalanları düşündü. Dün de yattığı yatağında, yarın başka bir hayata uyanmak ümidiyle uyudu.

Bundan bilmem kaç sene, bilmem kaç bahar önce
Hiçbir zaman tarihin tozlu sayfalarına yazılmayacak bir sonbahar sabahı

Dünün aynısı bir güne uyandı.

Zahid Akdağ

Beşiktaş Kötü Gidişe Dur Dedi

Beşiktaş son 9 maçında 8 mağlubiyet alarak taraftarlarını çok üzmüştü ve hafta içinde Abdullah Avcı ile yollarını ayırmış takımın başına efsane futbolcusu Sergen Yalçın’ı getirmişti.

İşte bu değişiklik dün ilk meyvelerini vermeye başladı. Beşiktaş Çaykur Rizespor ile deplasmanda karşı karşıya geldiği maçta ilk yarıya pres ve topu ayağında tutarak başladı.

Beşiktaş ilk yarıda hücumda iyi olmasına rağmen gol pozisyonu üretmekte zorlandı. Abdullah Avcı’nın takımına göre tek ön libero ile başlayan Sergen Yalçın ilk golü de bulmayı başardı. Ancak kaleci Karius’un hatasından beraberlik golünü yedi ilk devre böyle 1-1 sona erdi.

Karşılaşmanın ikinci yarısına Beşiktaş aynı presle ve futbolla başlamasına rağmen karşılaşmanın son 30 dakikasında oyundan düştüler. Bu da Çaykur Rizespora boş alan yarattı ve mutlak 2 tane gol pozisyonuna girdilerse de direği geçemedi. Ancak maçın sonunda Gökhan Gönül sahneye çıktı ve çok güzel bir gol atarak Beşiktaş’a galibiyeti getirmeye başardı. Bu skorun ardından Beşiktaş kötü gidişe dur diyerek yeniden güzel bir hava yakaladı.

Beşiktaş Sergen Yalçın yönetiminde eski kimliğine bürünmüş gibi oynadı. Daha çok baskı yapan rakip oyuncuların topla oynamasına izin vermeyen oyun sistemiyle taraftarının görmek istediği şekilde oynadı. Sergen Yalçın maç sonunda yaptığı açıklama da önlerine maç maç bakacaklarını önce takımın kaybettiği özgüveni yerine getirmek istediklerini ilerleyen zamanda puan hesabı yapacak  konuma gelebilirsek yapacaklarını dile getirdi.

Bundan sonra Beşiktaş’ın önünde sadece kendisi ve taraftarı var.

 

Emre Dokuyucu/5haber.com

 

Türk’ün Divan-ı Hümayun’u Milli Güvenlik Kurulu

 30.01.2020 Tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Milli Güvenlik Toplantısında kritik konular ele alındı.

Toplantıda, milli güvenliğimiz açısından önem arz eden iç ve dış meseleler etraflıca ele alınarak 2019 yılının güvenlik değerlendirmesi yapılmış, 2020 yılında meydan gelmesi muhtemel gelişmeler ve bu kapsamda alınabilecek tedbirler müzakere edilmiştir. Türkiye’nin; güney sınırlarını koruma, sınırları ötesindeki dost ve kardeş toplulukların güvenliğini sağlama, bölgede kalıcı istikrarın tesisine katkı verme konularındaki hassasiyetinin altı çizilmiştir.

Toplantıda değinen konular:

Başta İdlib olmak üzere Suriye’nin genel durumu, Libya’nın siyasi birliği ve toprak bütünlüğü, ABD-İran gerilimi, Somali’deki terör saldırıları, İsrail-Filistin meselesi ve Elazığ başta olmak üzere son günlerde meydana gelen depremler hakkında görüşüldü. Haber ile ilgili detaylara 2020’nin ilk Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı yapıldı linkinden ulaşabilirsiniz.

Her devlet, milli varlığına, bekasına ve güvenliğine yönelik tehditlere karşı tedbirler almak durumundadır. Bu gereklilik doğrultusunda, devletler; bölgesel ve küresel ortamın izlenerek tehdit ve fırsatların tespit edilmesi ile bu hususlara matuf siyasetin belirlenmesini ve en uygun politikaların uygulanmasını sağlayacak süreç ve unsurları ihtiva eden milli güvenlik sistemlerini tesis etmektedirler.

Ülkemizin milli güvenlik yapılanmasının ilk adımı, 1933 yılında bir kararname ile kurulan ve temel görevi milli seferberlik olarak belirlenen Yüksek Müdafaa Meclisi ile atılmıştır. Bahse konu yapılanma, güvenlik anlayışının gelişimine paralel bir değişimden geçmiş ve son olarak 1982 Anayasası ile Milli Güvenlik Kurulu teşkil edilmiştir.

Milli Güvenlik Kurulu; Cumhurbaşkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Adalet, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarından kurulur.

Gündemin özelliğine göre kurul toplantılarına ilgili bakan ve kişiler çağırılıp görüşleri alınabilir.

Milli Güvenlik Kurulu da tıpkı tarihteki Divan-ı Hümayun gibi önemli devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yüksek bir mercidir.

1933 Tarihinden itibaren bazı değişiklilere uğrayarak günümüzde de varlığını devam ettiren ve Ulusal ve Uluslararası önemli gelişmelerin değerlendirildiği ve gerekli çözüm ve tedbirlerin alındığı önemli bir kurul olan Milli Güvenlik Kurulu, genel olarak Cumhurbaşkanlığı başkanlığında ve hükümetten yetkililerin olduğu bir kurul vasfını yıllardır koruyor.

Benim hafızam beni yanıltmıyorsa, bugüne kadar muhalefetten kimse katılmamış, genel olarak Milli Güvenlik Kurulu’na hükümet yetkilileri, bürokrasiden ve askeri yetkililer katılıyor. Naçizane bir fikir olarak acaba Ulusal ve Uluslararası önemli olayların olduğu zamanlarda bazı muhalefet partisi genel başkanları da çağrılsa daha iyi olmaz mı?

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, Libya’ya asker gönderme, İsrail-Filistin gerilimi, Küresel salgın hastalıklar ve son zamanlarda tüm yurtta meydana gelen deprem gibi gelişmeler olurken, her zaman olmasa da sadece çok önemli gelişmeler olduğunda, Milli Güvenlik Kurulu’nda Sayın Devlet BAHÇELİ ve Kemal KILIÇDAROĞLU da olsa ne zararı olur? Bu ülkede muhalefetin de önemli gelişmelerde, fikir ve çözüm önerilerine kulak vermek ülke için çok faydalı olacaktır.

Bence iki liderin Milli Güvenlik Kurulu’nda olması, kurula katkı sağlayacağı gibi toplumsal birlik ve beraberliğe de katkı sağlar, iktidar ve muhalefet arasındaki gerilimin de azalmasına sebep olur, böylece toplumun da bir nebze rahatlamasına vesile olur. Tarihimizde bir örneği var mı ya da sadece hükümet yetkilileri katılır, muhalefetten kimse katılamaz diye bir kural var mı bilmiyorum.

Ama bunu yapabilirsek tüm dünyaya da güzel ve anlamlı bir mesaj vermiş oluruz.

 Bence çok da güzel olur!!!

Irkçı Yunan Vekil Türk Bayrağını Yırttı!

Türkiye’nin Akdeniz ve Ortadoğu’da yükselen gücünü hazmedemeyen ülkelerden biri olan Yunanistan’ın ırkçı milletvekili Ioannis Lagos Avrupa Parlamentosunda Yunan adalarındaki göçmenlerin durumunu bahane ederek Türk Bayrağını yırttı!

Son yıllarda Akdeniz ve Ortadoğu’da giderek gücünü artıran Türkiye, tüm engellere rağmen cesur ve güçlü bir şekilde yoluna devam ederek dosta güven, düşmana korku vermeye devam ediyor. Doğu Akdeniz’de yapılan sondaj çalışmaları donanma kuvvetlerimiz eşliğinde büyük bir kararlıkla devam ederken bir yandan da Kuzey Afrika ülkesi Libya’ya asker gönderiyor. Suriye’nin kuzeyinde askerimiz, başta masum Suriye halkının can ve mal varlığını korurken, bir yandan PYD/YPG terör örgütüyle mücadele ediyor, aynı zamanda  Türkiye’de kayıtlı olarak 3 milyon 649 bin 750 Suriyeliyi de barındırıyor.

Türkiye’nin kendi kabuğuna çekilmesini, Akdeniz’de varlık göstermemesini Suriye’den çıkmasını, Libya’ya karışmamasını, Irak’tan askerlerini çekmesini, Filistin’i savunmaktan vazgeçmesini ve İsrail’in tüm şımarıklıklarına ses çıkarmamasını, Sudan ve Somali’de varlık göstermemesini, hem içerden hem dışardan, tabir caizse ne etliye ne sütlüye karışmasını birileri istemiyor ve Türkiye’yi içerden ve dışardan köşeye sıkıştırmak için siyasi ve ekonomik olarak her şeyi yapıyorlar. Komşumuz Yunanistan işte Türkiye’nin ekonomik, siyasi, nüfus, askeri ve savunma sanayisinde büyüyen ve önlenemeyen gücü karşısında yetersiz kalıyor ve rekabet edemez hale geldi. Ekonomik olarak da çok sıkıntılar yaşayan Yunanistan bu durumu kabullenemiyor ve her defasında hem politikacıları hem de gazetecileri tarafından Türkiye ile artık rekabet yapılamadığını ve Türkiye’nin yükselen gücü karşısında çaresiz kaldıklarını ifade ediyorlar. Solcu muhalefet partisi SYRIZA, yaptığı açıklamada:

“Hükümetin dış siyasette kritik konularda ve özellikle Türkiye’nin provokasyonlarına karşı pusulasız ve stratejisiz hareket etmesini eleştiriyoruz” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, “Bay Miçotakis’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde yatıştırıcı bir tutum tercih etmesi ve Ege’de yaşanan mülteci krizi, Kıbrıs sorunu ve Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşma konusunda konuşmaması, tutarlı bir dış politikanın olmadığını gösteriyor” dedi.

Ayrıca çok sayıda politikacı ve gazeteci de Türkiye’nin durdurulamayan bu yükselişi karşısında maalesef ahlak dışı ve çirkin davranışlarını giderek artırıyorlar. Son yapılan çirkinliklerden biri de, Yunanistan’ın ırkçı milletvekillerinden olan Ioannis Lagos Avrupa Parlamentosunda Yunan adalarındaki göçmenlerin durumuna ilişkin oturumda Türk Bayrağı’nı yırttı. Peki ne dedi ırkçı vekil konuşmasında: “Bir tarafta da Türkiye var, her istediğini yapabiliyor. Ülkemize akın akın göçmen geliyor. İşte bu Türk bayrağı, bununla ne yapılır, yırtıp atılır. Artık buna bir son vermeliyiz.” dedi.  Buna karşılık, oturumun yöneticisi sadece itidal çağrısında bulunarak bu tür davranışlara müsaade etmeyeceğini söyledi.

Bizim görüşümüz, hiçbir ülkenin bayrağının, sebep ne olursa olsun yakılması, yırtılması veya hakaret edici bir davranışta bulunulmasının doğru olmadığıdır. Böyle ırkçılık kokan davranışlara kimsenin, prim vermemesi ve cezasız da kalmamasıdır. Hele hele resmi ortamlarda ve resmi kimliği olan şahısların bunu yapıyor olması asla cezasız kalmamalıdır. Yırtılan bir ABD bayrağı olsaydı kesinlikle cezasız kalmaz, cesaret dahi edilmezdi. Bu şahıs uluslararası ceza hukukuna göre yargılanması ve cezasız kalmayıp, başta özür dilenerek, Türkiye’ye maddi ve manevi olarak tazminat ödemeye mahkum edilmelidir, böylece bundan sonra hiç kimse böyle skandal ve provokatif bir eyleme cesaret edemez hale gelsin.

Bizim bayrağımızın güzel bir özelliği var, bizim bayrak bizde ve gönlü bizim gibi atan soydaş ve Müslüman kardeşlerimizin elinde kutsal bir anlamı var, düşmanca ve haince hissiyat içinde olanların elinde ise sadece bir bez veya kağıt olur, onu yırtabilir veya yakabilirsiniz ama ruhu göklerde olduğu için maneviyatına asla dokunamazlar.

Arif Nihat ASYA’nın dediği gibi:

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım!

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım. Irkçı Yunan Vekil Türk Bayrağını Yırttı! yazısına devam et

Deprem Gerçeği ve Depremden Korunma Yöntemleri

Türkiye’de Değişmeyen Acı Deprem Gerçeği 

Öncelikle sözlerime başlamadan önce 24 Ocak’ta merkez üssü Sivrice Elazığ olan ve çevre illerden de hissedilen Mw 6.8 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. İnşallah bir daha böyle bir acı yaşamayız diyorum.

Türkiye, Kuzey yarım kürede “Eski Dünya Karaları” adı verilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının ortasına yakın bir yerdedir. Bu nedenle Türkiye, hem Asya ve Avrupa, hem de Afrika ülkelerine yakındır. Ülkemiz bu özel konumu ile bir yandan Güneybatı Asya ülkeleri içinde yer alırken, bir yandan da Trakya toprakları nedeniyle, bir Avrupa ülkesi durumundadır. Akdeniz Havzasında bir Akdeniz ülkesi olduğu için, hem Avrupa, hem Asya, hem de Kuzey Afrika ülkeleriyle ilişkilidir.

 

İktisat ve sosyoloji öncülerinden, tarihçi, düşünür ve devlet adamı İbn-i Haldun (1322 – 1406) bugün üzerine basa basa ezberlediğimiz bir söz bırakır dünyaya, asırlar önce: “Coğrafya kaderdir.” Türkiye bütün bu avantajlarının yanında maalesef coğrafyasının sıkıntısını da yaşamaktadır. Sismik açıdan oldukça aktif bir ülke olan Türkiye, Avrasya-Arap-Afrika levhası arasında yer alıyor. Türkiye, sınırları içerisinde Kuzey Anadolu Fay HattıDoğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattıyla deprem kuşağında bulunuyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, 1500’lü yıllardan itibaren farklı zamanlarda 7 ve üstü büyüklüğünde 23 depremle sarsıldı. Bütün geçmiş depremleri tek tek yazıp vaktinizi almak niyetinde değilim.

Gölcük depremini hatırlayalım.

Kocaeli Gölcük’te 17 Ağustos 1999’da 7,4 şiddetinde meydana gelen depremde büyük çapta can ve mal kaybı yaşandı. Yaklaşık 45 saniye süren ve Türkiye’nin deprem geçmişinde “en uzun deprem” olarak bilinen Gölcük Depremi, tüm Marmara Bölgesi’nin yanı sıra Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda hissedildi.

Yıkıcı sarsıntıda Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova’da büyük can ve mal kaybı yaşandı. Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü, 25 bine yakın kişinin de yaralandığı açıklandı. Depremden en çok etkilenen Kocaeli’nde 9 bin 477 kişi yaşamını yitirdi, 9 bin 881 kişi de yaralandı.

Türkiye’nin değişmez bir deprem gerçeği var, bunun da farkında olmakla beraber yapmamız gereken önemli çalışmalar var. Uzmanlar, “Türkiye nüfusunun yüzde 60’a yakınının, faal olan ve zarar verebilen deprem alanları üzerinde yerleştiği”ni ifade ediyor. Bundan dolayı Türkiye’deki binaların kentsel dönüşüm projesi kapsamında depreme dayanıklı olması peyderpey sağlanmalıdır. Çünkü şu bilinen bir gerçek ki ‘Deprem öldürmez, bina öldürür’ sözünden hareketle deprem dünyanın ve Türkiye’nin bir gerçeği ve değişmeyeceğine göre yapmamız gereken binalarımızı depreme dayanıklı ve çağın teknolojisi doğrultusunda imar etmemiz gerekiyor.

Depremden korunma önerileri:

  • Deprem riski yüksek olan yerlerden başlanmak üzere, binalarımızı kentsel dönüşüm projesi kapsamında uygun teknoloji kullanılarak depreme dayanıklı hale getirilmesi.

 

  • Türkiye, inşaat sektöründe hem kendi ülkesinde hem de dünyada sayılı ve başarılı birçok firma barındırmakta ve adeta dünyayı imar ediyoruz ancak maalesef bizim inşaatlarımızın büyük çoğunluğu temel malzeme olarak betonarme yapılardır. Betonarme yapılar maalesef sert ve kırılgan bir malzeme olduğu için depreme dayanıklı değil bu yüzden betonarme malzemeler azaltılıp temel malzemesi çelik olan yapılara geçilmeli.

 

  • İnşaat sektörü maalesef çoğu yerde hala atadan görme şeklinde devam ettirilip, teknoloji, mimarlık ve mühendislik göz ardı ediliyor. Yeni mezun mühendis ve mimarlarımız saha tecrübesi kazanmadan kendilerine sadece imza yetkisi verilip işler usta ve işçiler üzerinden bitirilmeye çalışıyor. Yapılması gereken zorunlu olarak mimar ve mühendislerin denetiminde inşaatların yapılması, imza yetkisinin belli bir tecrübe sonucu verilmesi ve mutlaka Yapı Denetim firmalarının kontrolünün sağlanmasıdır.

 

  • Bina yapılmadan önce zemin etüdünün mutlaka yapılması, zemini uygun olmayan yerlere belediyelerce ruhsat verilmemesi.

 

  • Bireysel temel işleminden vazgeçip, daha geniş ölçekli tüm binaları kapsayan bütünsel temel sistemi teşvik edilmeli, böylece bina temeli daha geniş ölçekli olacağı için depreme daha dayanıklı olur. Örnek: Aralarında mesafe olan 2 bloklu bir site yapılacaksa ayrı ayrı temel yapılmaktansa bitişik ve geniş ölçekli temel tercih edilmelidir. Böylece bina temeli, deprem dalgalarına daha dayanıklı olur.

 

  • Binaların kolon ve kiriş dediğimiz kısımlarına, üniversitelerin laboratuvarlarında mühendislerce geliştirilecek ve betonarme yapılarda beton ile karışması kolay ve uygun olan, temel malzemesi plastik olan ve betona sağlamlık ve esneklik kazandıracak bir ürün mutlaka geliştirilmeli. Deprem dalgalarında beton sert ve kırılgan olduğu için, çatlama ve kırılma sonucu bina ya hasar görüyor ya da çöküyor, işte bu malzeme dayanıklılık ve esneklik kazandırıp deprem dalgasını absorbe edip bunu önleyecektir.

 

  • Binaların giriş ve zemin katlarının, kolon ve kirişlerine ve bağlantı noktalarına sağlam, dayanıklı çelik şeritler belli aralıklarla saracak şekilde atılıp kaynakla sabitlenmelidir, işte bu bir deprem anında kolon ve kirişlerin patlamasını engelleyecektir (genişlik:5cm-10 cm). Zemini sağlam tutarsanız gelecek olan dalgayı bertaraf edip üst katlara gitmesini engellersiniz, tıpkı üst üste kiremit koyup kırmak istediğinizde birincisi kırıldıktan sonra diğerlerin kırılmasının kolay olduğu gibi ama siz birincisini sağlam tutarsanız, kırmakta zorlanacağınız gibi diğerleri de kırılmaz.

  • Bina temellerinin genel olarak yapılanın aksine kare veya dikdörtgen yerine ‘Ters Piramit’ şeklinde kazılması ve doldurularak, binanın bunun üstüne yapılması sağlanırsa deprem anında gelecek olan dalgaların yönünü değiştirip etkisiz hale getirerek zayıflatabilirsiniz.

 

  • Bir diğer önemsiz gibi görünen sıkıntı ise, aşırı şekilde zemin tabanından su çekilmekte bu da boşlukların oluşmasını ve gelecek olan deprem dalgalarının, suyun esnekliği sayesinde emilip azaltılmasını engellemektedir, aşırı ve gereksiz su çekilmesi engellenmelidir.

 

  • Yapılan çalışmalarla deprem anında oluşan deprem dalgalarının karşı dalga ile zayıflatılıp etkisiz hale dönüştürülme çalışmaları yapılmalıdır. Bunun her yerde ve her zaman yapılması kolay değil bazı önemli ve stratejik konumlar için düşünebilir.

 

  • Depremi ilgilendiren bir inşaatın iskeletidir. Depremi bir virüs olarak tanımlarsak, virüs sadece iskelete etki eder, diğer kısımlara etki etmez, iskelet zarar görürse diğer kısımlar o zaman zarar görür. Bu iskeletin maliyeti yaklaşık olarak % 25-35 arasıdır. Burada masraftan kaçıp en lüks kapı ve pencere, lüks mermerler, lüks banyo ve tuvaletler, lüks musluklar, lüks salon ve oturma odaları, lüks parkeler ve fayanslar, lüks dolap, lüks kombi ve petekler ve lüks olan daha nice şeyler takmanın mantığı yok, en hafif tabirle. Sonuç olarak ne kadar çözüm sunarsanız sunun maalesef, halkımız imkanlar doğrultusunda hareket ederek günü kurtarma yolunu seçebiliyor. ‘Coğrafya kaderdir’ dedik ve coğrafi kaderimiz değişmeyeceğine göre zihniyetimizi değiştirmeliyiz.

Not: Burayı ciddiye almayın! Keşke imkan olsa da fay hattının kritik ve uzun yıllar enerji biriktirmiş ve her an deprem riski olan yerlerde, uygun sondajla kazı yapılıp, her türlü önlem alındıktan sonra nükleer silahla parça parça patlamalar yapılıp fay hattının enerjisi alınabilseydi ya da çelik ve demir karışımlarla fay hattı perçinlenebilseydi!

Rıdvan Özhan

 

Neden Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem?

Bir önceki yazımızda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine nasıl geçildiğini, nasıl bir süreç yaşandığını, kimlerin destek verdiğini ve bu sistemin sonuçlarını söylemiş, bizce yanlış ve kusurlu gördüğümüz bazı maddelerine değinmiştik. Biz de eksik ve yanlış yönlerini dile getirmiş olduğumuz bu sistemin, revize edilip tekrar Parlamenter sisteme nasıl dönülmesi gerektiğini yazmıştık.

Türkiye uzun yıllar boyunca siyaseten çalkantılı bir süreç geçirmiş, ekonomik ve siyasi sıkıntılar her daim baş göstermiş ve her hükümet bu sıkıntılarla mücadele etmeye çalışmış, kimi zaman bu ülkede Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Muhafazakar gibi suni gündemler ya içerden ya da dışardan birileri tarafından gündeme getirilip insanlar birbirine düşürülmüş ve bu ülkenin enerjisi sürekli boşa tüketilmiştir. Bu sıkıntılar güzel ülkemizde her daim baş göstermiş ve geçmiş hükümetler bu sıkıntılarla mücadele etmiş bazıları başarılı olmuş, bazıları ise başarısız olup halk tarafından değiştirilmiştir. Türkiye’de siyasi partiler iktidar olup başa gelmek için her türlü mücadeleyi vermiş, olmayınca da diğer siyasi partiler ile koalisyonlar kurulmuş ve Türkiye uzun yıllar koalisyon hükümetleri tarafından, 2002 Kasım genel seçimlerine kadar idare edilmiştir. Koalisyon hükümetleri bu ülkede her zaman sıkıntılı olmuş ve ülke sağlıklı yönetilmemiş, halkın sıkıntıları göz ardı edilmiş, koalisyondaki partiler sadece kendi çıkarlarını düşünüp, halkın sıkıntıları unutulmuştur. İşte bu ve buna benzer sıkıntılar her daim bu ülkede baş göstermiş ve suçlu olarak da “Parlamenter Sistem” gösterilmiştir.

Recep Tayyip ERDOĞAN önderliğindeki Ak Parti 16 Nisan 2017 tarihinde uzun uğraşlar sonucu Parlamenter sistemi değiştirmek için MHP ve bazı partilerin desteğiyle ülkeyi referanduma götürmüş, referandum % 51.41 evetle sonuçlanınca Türkiye yeni sisteme, yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş odu. Böylece Türkiye’de artık sistem tartışmaları geride kalmış, siyasi tartışmalar bir nebze olsun azalmış, ülke rahatlamıştı. Türkiye artık önüne bakacak, ülke her anlamda gelişecekti.

Ancak aradan uzun yıllar geçmeden bu sistemin eksik olduğu, aceleye getirildiği bazı maddelerin kusurlu olduğu fark edilecek ve muhalefet tarafından güçlü bir şekilde dile getirilecekti, hatta hükümet yanlısı bazı insanlar ve Ak Partili yeni ve eski bazı milletvekilleri tarafından da dillendirilecekti. Çünkü eskiden seçim sonrası hükümet kurmak için koalisyonlar yapılırken, % 50+1’i aşıp Cumhurbaşkanını seçmek için siyasi partiler öncesinden koalisyonlar diğer ifadeyle ittifaklar kurmak zorunda kaldı. Sonuç olarak Türkiye’nin kaderi değişmemiş ve ülke tekrar ittifaklara mahkum edilmiştir. Siyasi partiler kendilerine yakın gördükleri siyasi partilerle ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. Uzun yıllar iktidar yüzü görmeyen CHP,  İYİ Parti, Saadet Parti’si ve HDP ile Millet İttifakı kurmuş, Ak Parti ise MHP ile Cumhur İttifakını kurmuştur.

Bizim anlatmaya çalıştığımız yeni sistem, siyasi partilerin bütün alışkanlıklarını alt üst etti ve siyasi partiler yeni sisteme alışmakta zorlandılar, basit bir örnek olarak, Cumhurbaşkanı adayı oluyorsanız milletvekili adayı olamıyorsunuz ve Cumhurbaşkanı olamadığınız zaman meclise giremiyorsunuz. Bu da parti genel başkanlarının işine gelmiyor çünkü meclis dışında kalıp partinin yönetimini kaybetmeyi haklı olarak istemiyorlar, bir diğer ve önemli sıkıntı ise Cumhurbaşkanı olmak için en az % 50+1 oy almak zorundasınız. Bu ülkede % 50+1 almak çok zor ve sürekli almak daha da zor.

Ak Parti’nin iddiasına göre Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve altı okundan biri Milliyetçilik olan CHP bile iktidar olmak için, terör örgütü ile arasına bir türlü mesafe koyamayan HDP ile ittifak ortağı oldu. İşte asıl sıkıntı da bu, yarın bir iktidar değişikliğinde CHP, HDP sayesinde başa geldiğini düşünelim, ne olacak ondan sonra? CHP, PKK ile tam anlamıyla HDP’ye rağmen mücadele edebilecek mi? HDP’nin İçişleri, Dışişleri, Milli Savunma bakanlıklarını aldığını düşünebiliyor musunuz? Kim verecek bunun hesabını? Çünkü karşıda Recep Tayyip ERDOĞAN gibi güçlü bir lider ve Cumhurbaşkanı var ve normal şartlarda partiler bireysel hareket ederek onu deviremezler, bu yüzden iktidara giden her yol mübahtır diye siyasi partiler, siyasi değerlerinden vazgeçerek ittifaklar kurma yoluna gidebiliyorlar.

24 Haziran 2018 seçimlerinde, Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ı Cumhurbaşkanı seçtirmemek için yapılan tüm uğraşlara rağmen, yapılan Cumhur ittifakı ile biraz zorlansa da % 52.6 oy oranı ile Cumhurbaşkanı oldu. Akabinde yapılan 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde ittifaklar devam ettirildiği için, Ak Parti, çoğu büyükşehir belediyelerini kaybetti, Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirler de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden dolayı yapılan ittifaklar yüzünden kaybedildi. Eğer her parti bireysel olarak seçimlere girmiş olsaydı kesinlikle sonuç farklı olurdu. İstanbul’da eğer bu ittifaklar olmasa, bu sisteme ve biraz da hükümete tepki olmasaydı İstanbul Belediye Başkanlığında farklı bir sonuç olacağı herkesin takdiridir.

İşte biz, bu ve buna benzer hassasiyet ve sıkıntılar yüzünden Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dönelim diyoruz. Yoksa iktidar yolu zorlaşınca muhalefetin dediği gibi Parlamenter Sisteme dönelim demiyoruz. Muhalefetin derdi hükümeti sıkıştırmak ve bak yanlış yaptınız deyip eski sisteme döndürüp itibar kaybettirmek ve bu durumdan siyasi prim kazanmaktır. Belki onlar da haklı olabilir çünkü karşılarında ERDOĞAN gibi güçlü bir lider var ve kolay kolay devrilecek gibi de değil. İşte tam da hassas nokta burası, Sayın ERDOĞAN güçlü bir lider ve bugün bu sistemle seçilebiliyor. Peki yarın ne olacak? Her daim güçlü bir lider gelmeyeceği için ve bu ülkede % 50+1 almak zor olduğu ve sürekli almak daha da zor olduğu için, yarın siyaseten sıkıntılar yaşanacaktır. Sadece muhalefet değil iktidar partisi de bu sistemin zararını görecektir ve görüyor da, 31 mart seçimlerinde olduğu gibi. Sayın Bahçeli bu yeni sistemde pek ısrarlı ama hassasiyetler yeterince izah edilirse o da ikna edilebilir gibi.

Yeni geçilen bir hükümet sisteminden, biz hata yaptık hade yarın vazgeçiyoruz demek, hiç kimse için kolay değil ve bunun farkındayız. Muhalefet eski sisteme dönmekte çok ısrarlı ve belki hükümet bu durumdan faydalanıp yeni ve eski birkaç milletvekili veya bakanı el altından konuşturup Parlamenter Sisteme dönelim diye çağrıda bulundurabilir, Sayın Bahçeli de ikna edilirse şayet hodri meydan deyip eski sisteme dönme yolu açılabilir, kim bilir?

Sungurfırat Ata